Ah, o an... Odaya girdiğimde ilk fark ettiğim şey, o büyüleyici koku oldu. Sonra gözlerim, cam vazoda, o muhteşem 12 lila güle takıldı. Sanki bir peri masalından fırlamışlardı. Her biri, ayrı ayrı, kusursuz bir sanat eseri gibiydi. Lila, asaletin, gizemin ve bir parça da hüznün rengi... Bu güller, sadece bir demet çiçek değildi, adeta bir hikaye anlatıyorlardı. Kim bilir, belki de uzun zamandır duymak istediğim o sihirli kelimeleri fısıldıyorlardı?
Düşündüm ki, bu güzelliği hak eden birine hediye etmeliyim. Belki de yıllardır tanıdığım ama bir türlü cesaret edemediğim o kişi... Ya da belki de, anneme, ona olan sevgimi anlatmanın en zarif yolu olarak. Bir an Şanlıurfa çiçekçilerini aradım gözümle, acaba böyle bir güzelliği buralarda da bulabilir miyim diye. İnternette biraz araştırma yaptım, ne de olsa artık çiçek siparişi vermek çok kolay. Ama o anki ruh halim, bu güllerin yarattığı atmosfer, her şeyi özel kılıyordu.
Güllerin yapraklarına dokundum, kadifemsi bir his... Sanki bir sırrı saklıyorlardı içlerinde. Güneş ışığı, cam vazoda dans ediyor, lila rengi daha da belirginleşiyordu. Odayı saran o hafif, tatlı koku, adeta bir terapi gibiydi. Günün yorgunluğunu, stresini alıp götürüyordu. Sadece güllere odaklanmak, sadece o anı yaşamak... Ne kadar da ihtiyacım varmış buna.
Bu 12 lila gül, sadece bir hediye değil, bir başlangıç olabilir. Belki yeni bir aşka, belki de uzun zamandır ertelenen bir konuşmaya. Kim bilir, belki de sadece kendime verdiğim bir ödül. Çünkü bazen, en güzel hediyeler, kendimize sunduklarımızdır. Ve bazen, en güzel duygular, bir demet çiçekle ifade edilir.
Bu güller, bana bir şeyi hatırlattı: Hayatın güzelliklerini fark etmek, küçük anların tadını çıkarmak... Ve sevdiklerimize, onları ne kadar çok sevdiğimizi söylemekten çekinmemek. Çünkü hayat, çok kısa ve bu güzellikler, kaçırılmaması gereken anılar.